T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Çanakkale Müftülüğü

13.03.2017

KUR’ÂN PENCERESİNDEN  KADIN-ERKEK OLARAK İNSANIN DEĞERİ

 

Dr. Hamza Yıldırım

Çanakkale Müftü Yardımcısı

                Günümüzde sıkça kullanılan “Kadın–erkek eşitliği” tabiri yerine Kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu dillendirmek daha isabetli olsa gerektir. Zira fıtrat itibariyle bir takım farklılıklarla yaratılan iki ayrı cinsin eşitliğinden bahsetmek tutarlı olmaz. Hukukî anlamda hak edişleri yönünden erkek ve kadını kıyaslamayarak onların insan olmaları yönünden haklarının birbirine denk olduğu söylenebilir. Böylece Kur’ân’da kadın-erkek eşitliğinin olmadığı iddiasıyla Kur’âna yöneltilen eleştirilerin de delilden yoksun ferdî düşünceler olduğu ortaya çıkar. Kur’an’ın konuyla ilgili bakışına geçmeden önce şu sorularla bir alan tespiti yapmak yerinde olur.

Kur’ân kadını ve erkeği âdil bir hukuk sistemi içinde kendilerine ait haklarına kavuşturmuş mudur? Kur’ân, hukuk açısından kadını nereden alıp, nereye getirmiştir?  Kadının Kur’an öncesi ve Kur’anla birlikte hak ve özgürlükleri kıyaslandığında kadın hakları yönünden nasıl bir durumdadır?  İslamın gelişiyle birlikte kadının ulaştığı hukukunda bir gerileme mi yoksa ilerleme mi kaydedilmektedir?  Konuya yaklaşırken bütün bu soruların cevapları aranması gerekir.

    Erkeğin yaptığı her şeyin kadın tarafından yapılmasını isteyerek kadın-erkek eşitliğini aramak, başta kadına onun fıtratına aykırı olanı yüklemek demektir. Geçmişte kadının elinden alınmış haklarının geri getirilmesi konusunda Kur’ân’ın getirdiği değerler önemlidir. Günümüzde kadın-erkek eşitliğini savunanlar, kadınların erkeklerle her yönden eşit şekilde değerlendirilmesinin imkânsızlığını anlayınca pozitif ayrımcılıktan söz etmek durumunda kalmışlardır.

Şimdi konuya bir de Kur’an penceresinden bakalım. Kur’an başta kadın ve erkeğin yaratılışını ele almış, buradan onun sosyal ve dini hayatta hak ve hürriyetlerini izah etmektedir.

  1. Yaratılış, Sosyal ve Dinî Hayatta Denklik

        Kur’ân-ı Kerim, kadın haklarına bir cinsin sahip olduğu haklar gözüyle değil, insan hakları gözüyle bakmaktadır. Arap Cahiliyye döneminde kadın hakları ihlâllerinin yanı sıra köle, cariye ve yetim hakları konusunda da büyük ihlâller mevcuttur. Köle ve cariyeler, insan haklarından mahrum sayılırdı. Kur’ân’ın Mekkî ayetleri, insana bakışla kadına bakışı beraber ele almış, onların hakkını savunmuştur. Güç ve kuvvete dayanan hâkimiyet anlayışında, güçsüzlerin hukuku güçlüler tarafından gasp edilmekteydi. Güç yerine hukukun egemenliğini amaçlayan Kur’ân ise, hak arayışında toplumda zayıflatılmış tabaka olarak bulduğu köle ve cariye arasında ayrım yapmadığı gibi, hakkı ellerinden alınmış hür kadınların haklarını büyük bir özveriyle savunmuştur.   Kur’an bu hakları şöyle beyan etmektedir: "Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan eşini yaratan ve o ikisinden birçok erkek ve kadını (yeryüzüne) yayan Rabbinizden korkun…” 

      Ayette geçen “Bir tek nefisten”  ifadesi, erkek ve kadın olarak hepimizin Adem a.s.’dan, geldiğimizi,“…Ondan eşini” ifadesiyle Havva annemizin de Hz. Adem  ile aynı özden yaratıldığını anlatmaktadır. Burada  مِنْهَا  ve مِنْهُمَا  zamirlerinde anlaşılıyor ki;  erkek ve kadın insanlık ailesi “ikisinden” yaratılıp yeryüzüne yayıldığı gibi, Havva annemiz de “ondan” yani Âdem a.s. ile aynı özden, aynı nefisten yaratılmıştır. Yaratılışta eşitlik söz konusu olmakla beraber, insanlık tarihi hak dinlerle gelen ilâhî mesajlardan ayrılmakla bu denkliği anlamaktan uzaklaşmışlardır. Âdem a.s.’ın Cennet’ten çıkartılmasını kadına yükleyen, kadını ibadette ehil görmeyen, kadını şeytanla özdeşleştiren düşünceler ilâhî vahiyden uzaklaşma neticesi doğmuş ve kültürler tarafından doğruluğu yanlışlığı sorgulanmadan kabul görmüştür. Ayrıca kadına olumsuz bakışın kaynağı özden ayrılan dinlerde olduğu gibi kültürlerde de aranmalıdır. Kur’ân’ın bu konuda kültürde bulduğu yanlışlarla mücadelesi de dikkatlerimizi çekmektedir.   Hadislerde geçen, Havva’nın Âdem’in eğridir kemiğinden yaratılması ifadesi ise, düz olmayan, eğri, düzeltilmeye muhtaç bir kemikten ziyade, Âdem’le aynı uzuvlardan yaratıldığını anlatan, sanat için onun bedeninden bir uzvun zikredilmesidir. Hadiste eğridir kemiğinin kullanılması, daha sonra kadının ince ruhunu sembolize ederek, ona karşı davranışta kırıcı olunmaması gerektiği îmâ edilmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber ayeti açıklamak için; muhataplarının o günkü kültürlerini göz önünde bulundurmuş ve Âdem’in bedeninin aynısını bir azası ile temsil ederek durumu örnekle açıklamaya çalışmıştır.

           Hz. Peygamber dönemindeki tıp biliminin insan yaratılışını nasıl anlattığını bilemiyoruz, ancak insanın yaratılışını, onların kültür düzeylerini ve tıp konusunda ulaştıkları noktayı göz önünde bulundurarak anlatan Kur’ân, insanın yaratılışında onun neden yaratıldığını sormuş ve yine kendisi “Atılan bir sudan yaratıldı. Sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar.” cevabını vermiştir. Buradan anlıyoruz ki, Kur’ân’ın nüzul döneminde insanlar, insanın yaratılışı konusunda, meninin bel ve kaburga kemiklerinin oluşturduğu göğüs kafesi arasından çıktığı bilgisine vakıftırlar. Çünkü Allah bu malumatı tıp bilgisi vermek amacıyla değil, insanın neden yaratıldığı konusunda muhatabı düşünmeye davet ederek, yaratanının nelere kâdir olduğunu anlatmak için vermiştir. Hz. Peygamber de ayette yaratılışlarından bahsedilen ilk erkek ve ilk kadının yaratılışını, döneminde mevcut tıbbî kabulü sembolik bir kullanımla anlatmıştır.

           Ayetlerin dikkatli yorumlanması konusunda DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Kararında şunlar tavsiye edilmektedir: “Kadın ile ilgili Kur’ân ayetlerini anlamada ve yorumlamada ayetlerin sosyo-kültürel nüzul süreci ve lâfzî anlamının yanı sıra hangi gayelerin esas alındığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca kadının sosyal ve hukukî statüsü konusunda daha ileri adımlar atılması Kur’ân’ın ruhuna aykırı değildir. Bunun yanı sıra Kur’ân’ın ana ilkeleri ve Hz. Peygamber’in kadın ile ilgili genel tavır ve prensipleri ışığında, cinsiyet ayrımını çağrıştıran, kadını kadın olduğu için aşağılayan ve temel hak ve hürriyetlerden mahrum bırakan bütün haber ve rivayetlerin ya özünden saptırılmış veya uydurma olduğu dikkate alınmalıdır.

  Kadına Temasına Genel Bakış

 Erkeği ölçüt olarak alıp, kadını ona göre değerlendirmek onun fıtratına aykırı sorumlulukla onu sorumlu tutmak haksızlık olur. Zira erkeğin yaptığı her işi kadının yapmasını savunmak, erkekte mevcut fiziki kabiliyetlerle kadını sorumlu tutmak olur ki, bu ölçü kadının aleyhine gerçekleşir. Yaratılışlarında birbirlerini tamamlayan fizikî güzelliklerle doğmuş olan insan cinsinden; erkekte rahim aramak ne denli tutarlı bir anlayışsa, kadında fiziki gücü, yük kaldıracak bir vücut direncini aramak da o denli tutarlı olur. Bu açıdan kadın erkek denkliği esasında ölçü, fizikî olmaktan ziyade insan fıtratına uygunluk ölçüt olarak alınmalıdır. Kadın-erkek, her ikisinin de hak ettiği hukuku elde etmesi ve fıtratına uygun haklarının korunması adâlettir ve dolayısıyla kadına davranışta denkliktir. Kadın ve erkek cinsinden ibaret olan insan, kendi cinsiyetini seçme hakkına sahip olamayarak dünyaya gelir. Kendi iradesiyle cinsiyetini seçme hakkına sahip olmadığı için, cinsiyetinin lehinde veya aleyhinde bir değerlendirmeye tâbi tutulamaz. Kendi cinsiyeti içerisinde Allah’ın verdiği istidat ve kabiliyetle sorumludur. O, cinsiyetinden dolayı horlanamaz, böbürlenemez, kendisinin kimliğini inkâr eder derecede karşı cinse olan özenti hırsına kapılamaz. Çünkü bu durum kapris veya hastalıktır.

           Kur’ân-ı Kerim insanların üremesinde; ne anne–babanın, ne de doğacak yavruların cinsiyet seçme iradelerinin bulunmadığını bildirmektedir.   ”Allah dilediğine kız, dilediğine erkek çocuk verir. Veya dilediğine hem kız hem oğlan verir, dilediğini de kısır yapar…” Dünyaya gelen insanın değerlendirilmesi, cinsiyetiyle değil, davranışlarıyla yani salih amelleri ve huy halindeki kazanımlarıyla mümkün olur. Kadın olmak da, erkek olmak da yaratılışa uygunluk korunarak fazilet hâline gelir. Kur’ân’da Meryem ve mücadelesi ibretle anlatılmaktadır. İmran’ın hanımının yani Meryem’in annesinin ibadethaneye feda etmek üzere Allah’tan bir çocuk istemesi üzerine, doğan çocuk kız olur. Beklentisi erkek olan İmran’ın hanımı böylece ibadethaneye fedâ edilmesi gereken çocuğun erkek olması gerektiği halde kendisinin kız çocuğu olduğuna sızlanır. Buna rağmen Allah Meryem’i yetiştirip, Zekeriya a.s.’ın korumasına vererek,[bu niyete uygun olarak İmran’ın hanımının kızı Meryem’i ibadethaneye adaması konusunda onu muvaffak eder. Hadislerde geçen, Havva’nın Âdem’in eğridir kemiğinden yaratılması ifadesi ise, düz olmayan, eğri, düzeltilmeye muhtaç bir kemikten ziyade, Âdem’le aynı uzuvlardan yaratıldığını anlatan, sanat için onun bedeninden bir uzvun zikredilmesidir. Hadiste eğridir kemiğinin kullanılması, daha sonra kadının ince ruhunu sembolize ederek, ona karşı davranışta kırıcı olunmaması gerektiği îmâ edilmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber ayeti açıklamak için; muhataplarının o günkü kültürlerini göz önünde bulundurmuş ve Âdem’in bedeninin aynısını bir azası ile temsil ederek durumu örnekle açıklamaya çalışmıştır.

Kur’ân’ın Kadına Bakışı

           Erkek ve kadın cinslerinde yaratılan insanın, üreme ve yayılmasının hikmetini Cenab-ı Hak şöyle anlatmaktadır: “Ey insanlar biz sizi erkek ve kadın yarattık ve sizi kabilelere ve boylara ayırdık. Tanışasınız diye” İnsanların fazilet ölçüsünedir? “…Allah katında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır…” İnsan, yaratılıştaki cinsiyeti veya kökeniyle değil, yaşamındaki takvası ile değer kazanır. Ayette, insanın farklı cins ve etnik kökenlerde olmasının hikmeti de, birbirleriyle tanışmaları ve kaynaşmaları olarak açıklanmıştır.

           İşte kadın ve erkeğin hukuk noktasında değerlendirilmesinde esas alınacak taraf, fıtratına konulmuş kabiliyetler ve kabiliyetlerine paralel olarak yaptıklarından sorumlu oluşlarıdır. Bu konuda Sehmeranî şunları söylemektedir: “Erkeğe verilen güç üstünlüğüne karşılık, ondan bir yükümlülük, sorumluluk, mesuliyet üstlenmesi istenmiştir. Kadına karşı bu güç üstünlüğü herhangi bir imtiyaz değildir. Bu nedenle erkek mehir ödemek, ailenin nafakasını temin etmek, eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarının karşılanması, sorunların çözümü gibi görevlerle görevlendirilmiştir. Aile içinde en büyük sorumluluğu üstlenmek yine erkeğe düşmektedir.”

 İslâmda kadın- erkek arasındaki âdil yapı konusunda yaratılıştan gelen fizyolojik ve psikolojik farklılıkların ötesinde kadın-erkek arasında bir ayrımın yapılmadığı sonucuna varan Din işleri Yüksek Kurulu Kararında ibadetlerde, ahlâkî değer ve faziletlerde kadın-erkek arasında bir fark bulunmadığını, insanlar arasında tek değer ölçüsünün takva olduğu bildirilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de ِ “...Muhakkak ki Allah katında en değerli ve en üstün olanınız, Allah’ tan en çok korkanınızdır.” Buyurulmaktadır. Ayet dikkatli incelendiğinde  “faziletin” hem kadına hem de erkeğe şamil olduğu anlaşılır. Fıtratta var olan üstünlüklerdir ki, kadında olan erkekte olmaz, erkekte olan da kadında olmaz. Bu özellikler birbirini tamamlayan özelliklerdir. Aile yaşamında kadının bir takım hizmetler karşısında beyine minnettarlık duygusu içinde olduğu gibi, erkeğinde bir takım hizmetler karşısında hanımına karşı minnettarlık duygusunda olması gerekecektir. Kur’ân-ı Kerim,  kadınla erkek arasındaki ilişkiye ahlâkî ve hukukî emirlerle âdil bir düzenleme getirmiştir.    

İnsanın yaratılış gayesi, her iki cinsin kendilerine düşen görevi ifa edip, aralarındaki insicam ve kaynaşma ortamını tesis etmektir. Böylesine farklı fonksiyon ve yaratılışlara sahip olarak vücut bulmalarının ana gayesi, aile düzeninin sağlıklı bir şekilde kurularak; her iki cinsin karşılıklı hak ve ailevî yükümlülüklerini yerine getirme idrakı içinde olmaları ve soylarının devam etmesini sağlayıp yeryüzünde huzur ve sükûnun tesis edilmesine imkân verilmesidir… Eşler arasındaki münasebetlerde aranan denkliktir. Eşler bu denklik sayesinde huzur ve kaynaşma ortamına kavuşabileceklerdir. Zira aralarında zulüm gibi, sevgi ve münasebetleri yok eden, tahrip eden bir unsuru düşünemezler. Hz. Peygamber’in Medineye hicretin anlatan ayette bildirildiği üzere kadınlardan da bey’at alması, onun kadınlar için sosyal hayatta amaçladığı hedefini ortaya koymaktadır. Ümmetin işleri konusunda Hz. Peygamber’in danışacağı toplumun ayrılmaz bir parçası da kadınlardır. Bu sosyal anlaşmada kadınlar, Medine dönemi öncesinde bile yerlerini almışlardır.