T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Çanakkale Müftülüğü

17.05.2018

RAMAZANDA İFTAR VERME VE KOMŞULARIMIZ

RAMAZANDA İFTAR VERME VE KOMŞULARIMIZ

                                                                               Dr. Hamza YILDIRIM
                                                                                 İl Müftü Yardımcısı

Değerli okuyucular!

İnsanın hayatını sürdürebilmesinde diğer insanlara muhtaç olduğu bir gerçektir. İnsana bir sıkıntıyla karşı karşıya geldiğinde kendisine en yakın hissettiği en yakınları anne ve babası, eşi ve çocuklarıdır. Her zaman da kişi bu yakınlarını yanında bulamamaktadır. Türkçede civarında bulunanlar manasında Arapçada “câr/ciran” geçen komşu bazen anne ve babadan, yar ve evlattan daha yakın hale gelir ve imdada yetişir. Hele Ramazan ayında kimsesizlerin kimsesi olmak gibi bir görevimizin olduğunu düşündüğümüzde komşuluk ilişkileri oldukça büyük önem taşır. Hz. Peygamber efendimize vahiy getiren Cebrail a.s., ona sık sık komşu haklarını gözetmesini tavsiye etmiştir. Bu nedenle Peygamber efendimiz komşuluk haklarının önemini açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır. “ Cebrail bana komşu hakkında öyle nasihatte bulundu ki, ben neredeyse komşunun komşuya mirasçı olabileceğini zannettim.” (Buhari, Edeb,28.)

Peygamberimizin bu hadisinde, hem benzetme hem de mübalağalı bir diller anlatma vardır. Bu durum komşuluk haklarının bazen, kişinin mirasçısı olacak eşi, çocukları ve kardeşlerinin haklarına yakın olduğunu bildirmektedir. Bundan dolayı peygamber efendimiz, vahiyle komşunun komşuya mirasçı olacağı düşüncesine vardığını bildirmektedir.

Saygıdeğer Kardeşlerim!

Ramazan ayı yardımlaşma, şefkat ve merhamet ayı olduğunu göre en çok yakınımızda bulunan komşularımıza şefkat ve yardım göstermemiz gerekecektir. Onların ihtiyaçlarına eğilmek, ziyaret etmek, üzüntülerini gidermeye, mutluluklarına ortak olmaya çalışmak dinimizin emridir. Hz. Peygamber efendimiz Ramazan ayının başında okuduğu hutbesinde ;  ” Kim, bir oruçluya iftar verirse, oruçlunun orucundan sevabı eksilmeksizin, iftar verene de orucun sevabının bir mislisi verilir.” Buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlardan birisi peygamberimize yönelerek şöyle dedi. “Ey Allah’ın Elçisi! İçimizden her birimizin bir oruçluya iftar verebilecek maddi durumu olmaz sa” Hz. Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi: “Sizden kim bir hurma ile de olsa, bir bardak su ile de olsa, bir bardak süt ile de olsa oruçluya iftar verirse, bu sevabı alır” buyurdu. (Tirmizi, Savm,82.)

Burada sahabinin sorduğu soru insan psikolojisi ve toplumun değer yargısını bize taşıması noktasında önem taşır. Bu gün biz de, “oruçluya iftar vermek” dediğimizde, hemen aklımıza ziyafet vermek gelir. Hem de içinde etlisi, sütlüsü ile kelli felli ziyafet… Böyle düşündüğümüz için de bu ziyafete gücü yetmeyenin, gücünün yeteceği ikramla oruçluya iftar verme mükâfatından da mahrum kalırız. Hz. Peygamber efendimiz bu ikramı sütle, suyla, hurma ille açıklaması, bizim kültürümüzde “bir tas çorba ile de” manasına gelir. İftar saatlerinde her mutfakta kaynayan çorbamızı komşularımızla paylaşmak! Ne kadar samimi, ne kadar içten bir davranıştır. Haddi zatında komşularımızdan ekonomik sebeple veya yaşlılık sebebiyle sıcak bir tas çorbaya ulaşamayanlar için güzel bir ikram ve şükür vesilesi değil midir? Öyleyse komşularımızı her vesile ile gözetmemiz, Ramazan ayının feyiz ve bereketinden  nasibimizi almak demektir.

 

Değerli Dostlar!

Konu çorbadan açılmışken, Hz. Peygamber komşulara yemek ikramını tavsiye ediyordu. Sahabeden yalnız yaşayan Ebu Zerri’l Ğıfari r.a. peygamberimize dedi ki:” Ey Allahın Elçisi! Ben yalnız yaşayan birisiyim, tencereme koyacak yemek danesi olarak ta ancak beni doyuracak kadar bulabiliyorum” Ebu Zerri paylaşmaya ve cömertliğe yönelten Peygamber efendimiz Ona :” Ey Ebu Zer, çorba pişirdiğin zaman suyunu çoğalt, komşunu da gözet.” (Müslim, Birr,142; İbn-i Mace, Et’ime, 58; Tirmizi, Et’ime,30.)  Ne kadar güzel bir tavsiye! Bir kaşık çorba danesi bir tas çorba için de yeterli, iki tas çorba için de yeterli olabilir. Burada paylaşılan çorbadan ziyade gönüllerdir. Günümüzde şaşalı davetlerde yüz, iki yüz liraya mal olan bir iftar menüsü ülkemizde on kişilere, Afrika’da yüz kişilere iftar verdirmez mi? Yeter ki paylaşan gönül zengin olsun. Bu nedenle Anadolu insanının kültüründe onun “ekmeğinin yarısını komşuyla paylaşma” zenginliği diğer kültürlere örnek olagelmiştir.

Ülkemizde akşam iftar davetlerinin geliştiği kadar sahur davetleri fazla gelişmemiştir. Sahurlarda ise ailelere kumanyalar veya komşular arası ikramlar güçlendirilebilir. Komşudan gelen ikram küçümsenmemelidir. Hz. Peygamber efendimiz bazı hanımların ikram edilen şeylerin değerlendirmelerini yaptığı bilgisi kendisine ulaşmış olacak ki, ikazda bulunmak üzere :” Ey Müslüman kadınlar! Komşu hanımlar birbiriyle hediyeleşmeyi küçümsemesin! Alıp verdikleri şey, bir koyun paçası olsa bile!...” (Buhari, Edeb, 30, Hibe,1)

Kur’an-ı Kerim ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın arkadaşlara, yolda kalmışlara iyilikte bulunmamız gerektiğini bildirirken, komşuya iyilikte bulunmayı “yakın komşuya, uzak komşuya” ibareleriyle iki defa zikretmiştir. Nisa, 4/36. Bu kullanımlardan, görev sorumluluğu açısından yakın komşuya, bizim tabirimizle “kapı komşuya” karşı sorumluluğumuzun daha çok olduğunu anlayabiliriz. Zira Hz. Ayşe r.a. annemiz peygamber efendimize “Ya Rasulallah! Benim iki komşum var, hangisine iyilikte bulunayım” diye soruca Peygamber efendimiz ona “hangisinin kapısı sana yakınsa ona öncelik ver” demiştir.   ( Buhari, Edeb, 32.) Ramazan ayında kardeşlik duygularımızın daha çok gelişmesini, komşularla iyi ilişkiler kurarak mutluluğumuzu yüce Allah’tan niyaz ederim. Allah’a emanet olunuz.